Hoşgörünün ve İlahi Aşkın Sönmeyen Işığı: Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin Doğumu ve Mirası

Hoşgörünün ve İlahi Aşkın Sönmeyen Işığı: Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin Doğumu ve Mirası

30 Eylül 2026 · 15:00
18Gün
17Saat
34Dakika

Anadolu topraklarının yetiştirdiği en büyük manevi mimarlardan biri olan Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, 13. yüzyılda sadece bir şair ya da ilahiyatçı değil, aynı zamanda insanlığın karanlıkta yolunu bulmasını sağlayan evrensel bir rehber olarak dünyaya gözlerini açtı. Onun doğumu, sadece bir biyolojik olay değil, yüzyıllar boyunca sürecek olan bir sevgi, hoşgörü ve ilahi aşk çeşmesinin akmaya başladığı mukaddes bir andır. Belh şehrinde başlayan bu kutlu yolculuk, göç yolları üzerinden Konya’ya uzanmış ve burada tüm dünyayı etkisi altına alacak olan o muazzam düşünce sistemi şekillenmiştir.

Mevlânâ’nın felsefesi, özünde insanı ve Yaradan’a duyulan sonsuz aşkı barındırır. Kendi manevi gelişimini "Hamdım, piştim, yandım" sözüyle özetleyen büyük mutasavvıf, eserlerinde insanın kendi iç dünyasına yapacağı yolculuğun önemini vurgular. Onun en büyük eseri olan Mesnevi, bugün bile dünyanın her yerinde, her dilden ve her dinden insan tarafından okunmakta ve modern insanın ruhsal boşluklarına merhem olmaktadır. Mevlânâ, insanı olduğu gibi kabul eden, hatalarıyla kucaklayan ve ona her zaman bir çıkış yolu sunan bir öğretinin temsilcisidir. "Gel, ne olursan ol, yine gel" çağrısı, yüzyıllardır süregelen her türlü ayrımcılığa, nefrete ve ötekileştirmeye karşı verilmiş en güçlü cevaptır.

13. yüzyılın siyasi karmaşası ve Moğol istilalarının yarattığı toplumsal yıkım içerisinde Mevlânâ, insanlara umudu ve içsel huzuru aşılamıştır. Şems-i Tebrizi ile olan karşılaşması, onun hayatında bir dönüm noktası olmuş ve onu bir alimden, aşkın kor ateşiyle yanan bir arife dönüştürmüştür. Bu büyük dönüşüm, sadece onun şiirlerine değil, kurulan Mevlevi geleneğinin her bir zerresine sinmiştir. Sema ayini, bu ilahi aşkın bir sembolü olarak insanın göğe yükselişini ve tekrar yeryüzüne sevgiyle dönüşünü temsil eder. Mevlânâ için ölüm bile bir son değil, en büyük sevgiliye kavuşma anıdır; bu yüzden kendi vefat gününü bir yas günü değil, bir "düğün gecesi" yani Şeb-i Arus olarak adlandırmıştır.

Günümüzde Mevlânâ’yı anmak ve onun doğumunu kutlamak, sadece tarihsel bir şahsiyeti yad etmekten çok daha fazlasını ifade eder. Onun öğretilerini günümüz dünyasının karmaşasına, bencilliğine ve hırsına karşı bir kalkan olarak kullanmak hayati önem taşır. Empati kurmayı, nezaketi, affetmeyi ve en önemlisi yaratılanı Yaradan’dan ötürü sevmeyi ondan öğrenmeye hala ihtiyacımız var. Mevlânâ’nın ışığı, her yıl yeniden doğan bir güneş gibi kalplerimizi ısıtmaya devam etmektedir. Onun mirası, binalarda veya kitaplarda değil, sevgiyle birbirine bağlanan gönüllerde yaşamaktadır. Bugün, bu büyük pirin doğumunu kutlarken, onun bize bıraktığı hoşgörü mirasını bir bayrak gibi taşımaya ve dünyayı aşkla güzelleştirmeye devam etmeliyiz. Onun evrensel mesajı, zamanın ve mekanın ötesinde, insanlık var oldukça yankılanmaya devam edecektir.

Yaklaşan tekrarlar

  • 30 Eylül 2027 Perşembe 15:00
  • 30 Eylül 2028 Cumartesi 15:00
  • 30 Eylül 2029 Pazar 15:00
  • 30 Eylül 2030 Pazartesi 15:00
  • 30 Eylül 2031 Salı 15:00

Önerilenler