
Osmanlı’nın Kudretli Hakanı Yavuz Sultan Selim Han’ın Vefatı ve Şanlı Mirası
Osmanlı İmparatorluğu’nun dokuzuncu padişahı ve İslam dünyasının 88. halifesi olan I. Selim, tarihin ona taktığı o heybetli isimle "Yavuz" Sultan Selim, Türk-İslam tarihinin en etkileyici figürlerinden biridir. Saltanatı sadece sekiz yıl gibi kısa bir süre sürmüş olsa da, bu kısıtlı zaman dilimine bir asırlık fetihleri ve köklü değişimleri sığdırmayı başarmış nadir hükümdarlardandır. Bugün, onun vefat yıl dönümünde hem askerî dehasını hem de bıraktığı derin manevi mirası bir kez daha hayranlıkla anıyoruz.
Yavuz Sultan Selim, 1512 yılında babası II. Bayezid’den devraldığı devleti, kısa sürede dünyanın en güçlü siyasi ve askerî gücü haline getirdi. Onun vizyonu her zaman İslam birliğini sağlamak üzerine kuruluydu. Şah İsmail’e karşı kazanılan Çaldıran Zaferi ile Anadolu’nun doğu sınırlarını emniyet altına alırken, Memlük Devleti üzerine düzenlediği Mısır ve Suriye seferleriyle imparatorluğun sınırlarını Afrika’nın içlerine kadar genişletti. Sina Çölü’nü 13 günde geçerek elde ettiği Ridaniye ve Mercidabık zaferleri, sadece toprak kazanımı değil, aynı zamanda kutsal emanetlerin İstanbul’a getirilmesi ve Halifeliğin Osmanlı hanedanına geçmesi anlamına geliyordu.
Kutsal topraklara olan hürmetiyle bilinen Yavuz Sultan Selim, Mekke ve Medine’nin anahtarları kendisine teslim edildiğinde "Hâkimü'l-Haremeyn" (Kutsal yerlerin hakimi) unvanını reddetmiş; bunun yerine "Hâdimü'l-Haremeyn" (Kutsal yerlerin hizmetkârı) unvanını kullanmayı tercih etmiştir. Bu tevazu, onun karakterinin en belirgin özelliklerinden biridir. Sarayda ihtişamdan kaçınan, tek çeşit yemekle yetinen ve gecelerini kitap okuyarak geçiren bir padişah olan Selim, devlet hazinesini ağzına kadar doldurmuş ve hazinenin kapısını kendi mührüyle mühürleyerek; "Her kim ki benden sonra hazineyi benim kadar doldurursa mührü onunla değiştirilsin" demiştir. Osmanlı’nın yıkılışına kadar hiçbir padişahın hazineyi o denli dolduramaması sebebiyle bu mühür asırlarca değişmeden kalmıştır.
Ancak bu cihanşümul sultanın ömrü, tasarladığı büyük Batı seferine yetmemiştir. 1520 yılının Ağustos ayında, yeni bir sefer için Edirne’ye doğru yola çıktığı sırada sırtında "Sirpençe" (Aslan Pençesi) adı verilen amansız bir çıban çıktı. Hastalığı hızla ilerlemesine rağmen devlet işlerinden geri durmayan Sultan, 22 Eylül 1520 gecesi Çorlu yakınlarındaki karargâhında vefat etti. Yanında bulunan sadık dostu Hasan Can ile yaptığı son konuşmalar, onun teslimiyetini ve imanını ortaya koymaktadır. "Artık Allah ile olma zamanıdır" diyen dostuna, "Biz zaten hep O’nunla beraber değil miydik?" cevabını vermesi, bir hakanın manevi derinliğinin en büyük kanıtıdır.
Yavuz Sultan Selim’in naaşı İstanbul’a getirilerek, bugün kendi adıyla anılan caminin yanındaki türbesine defnedilmiştir. O, arkasında sarsılmaz bir devlet otoritesi, dolu bir hazine ve halifelik makamıyla güçlenmiş bir imparatorluk bırakarak, oğlu Kanuni Sultan Süleyman’ın "Muhteşem" devrinin temellerini atmıştır. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.
Yaklaşan tekrarlar
- 22 Eylül 2027 Çarşamba 15:00
- 22 Eylül 2028 Cuma 15:00
- 22 Eylül 2029 Cumartesi 15:00
- 22 Eylül 2030 Pazar 15:00
- 22 Eylül 2031 Pazartesi 15:00