
Tarihin Karanlık Bir Dönüm Noktası: Sevr Antlaşması ve Bağımsızlık Mücadelesi
10 Ağustos 1920, Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihsel sürecinde belki de en hüzünlü ve sarsıcı günlerden biridir. Paris’in bir banliyösü olan Sèvres kasabasındaki bir porselen fabrikasında imzalanan bu antlaşma, sadece bir kağıt parçası değil, koca bir imparatorluğun idam fermanı niteliğindeydi. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından İtilaf Devletleri tarafından hazırlanan bu belge, Türk milletinin bin yıllık vatanını parsellemek ve Anadolu’daki varlığını sona erdirmek amacı taşıyordu.
Antlaşmanın maddeleri incelendiğinde, ortaya çıkan tablonun vahameti daha iyi anlaşılmaktadır. Osmanlı topraklarının büyük bir bölümü İtilaf Devletleri arasında paylaşılıyor, İstanbul ve Boğazlar uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakılıyordu. Doğu Anadolu’da iki yeni devletin kurulması öngörülürken, Ege Bölgesi ve Trakya Yunanistan’a, Güney ve Güneydoğu Anadolu ise Fransa ve İngiltere’nin nüfuz alanlarına bırakılıyordu. Askeri açıdan ise Osmanlı ordusu sembolik bir düzeye indiriliyor, ağır silahlardan arındırılıyordu. Ekonomik olarak ise kapitülasyonlar en ağır biçimde geri getiriliyor ve Osmanlı maliyesi tamamen dış denetime açılıyordu.
Ancak bu antlaşma, imzalandığı andan itibaren Türk milleti nezdinde hiçbir meşruiyet kazanmadı. İstanbul hükümetinin baskılar altında attığı bu imza, Anadolu’da Mustafa Kemal Paşa önderliğinde yükselen Milli Mücadele ruhuyla çarpıştı. Ankara’da kurulan Büyük Millet Meclisi, Sevr Antlaşması’nı kesin bir dille reddetti ve antlaşmayı imzalayanları "vatan haini" ilan etti. Sevr, aslında Türk milletinin sabrını taşıran son damla olmuştu. Ölümü gösterip sıtmaya razı etmeye çalışan bu diplomatik kuşatma, Milli Mücadele’nin azmini daha da perçinledi.
Sevr’in Türk tarihindeki en büyük önemi, bir "uyarı fişeği" görevi görmüş olmasıdır. Eğer Sevr kabul edilseydi, bugün üzerinde hür ve bağımsız yaşadığımız bir Türkiye Cumhuriyeti’nden bahsetmek mümkün olmayacaktı. Türk milleti, "Ya istiklal ya ölüm!" parolasıyla ayağa kalkarak, kendisine dayatılan bu kefeni yırtıp atmıştır. Sevr Antlaşması’nın imzalanmasından sonra geçen her gün, Kurtuluş Savaşı’nın zaferine giden yolda döşenen birer taş olmuştur. İnönü’de, Sakarya’da ve Dumlupınar’da dökülen her damla kan, Sevr’in maddelerini tarihin derinliklerine gömmüştür.
Sonuç olarak, 10 Ağustos 1920, bir teslimiyetin tarihi olarak görünse de, aslında küllerinden doğan bir milletin direnişinin en büyük motivasyon kaynağıdır. Sevr, Türk milleti için unutulmaması gereken bir derstir. Bu ders, bağımsızlığın ne kadar zor kazanıldığını ve egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olması gerektiğini her daim hatırlatmaktadır. Bugün bizler, Lozan Barış Antlaşması ile tescillenen tam bağımsızlığımızı korurken, Sevr’in karanlık gölgesinin neden ve nasıl dağıtıldığını bir kez daha idrak etmeliyiz.
Yaklaşan tekrarlar
- 10 Ağustos 2028 Perşembe 15:00
- 10 Ağustos 2029 Cuma 15:00
- 10 Ağustos 2030 Cumartesi 15:00
- 10 Ağustos 2031 Pazar 15:00
- 10 Ağustos 2032 Salı 15:00