
Zamanın ve Ölümün Şairi: Cahit Sıtkı Tarancı’yı Doğum Gününde Saygıyla Anıyoruz
Türk edebiyatının en hüzünlü ama bir o kadar da hayatın içinden seslenen kalemlerinden biri olan Cahit Sıtkı Tarancı, bugün tam 116 yıl önce, 4 Ekim 1910’da Diyarbakır’da hayata gözlerini açtı. Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin temel taşlarından biri kabul edilen Tarancı, şiirlerindeki derin yalnızlık, ölüm korkusu ve yaşama sevinci temalarıyla nesiller boyu okunan bir isim haline gelmiştir. Bugün onun doğum gününde, edebiyatımıza kattığı eşsiz değerleri ve hayat hikayesini bir kez daha hatırlamak, onun dizeleri arasında bir yolculuğa çıkmak büyük bir anlam taşıyor.
Cahit Sıtkı, köklü bir aileye mensup olarak başladığı eğitim hayatında, İstanbul’un ve sonrasında Paris’in entelektüel havasını soluma şansı bulmuştur. Galatasaray Lisesi’nde okuduğu yıllarda edebiyata olan tutkusu filizlenmeye başlamış, Ziya Osman Saba ile kurduğu derin dostluk ise onun şiir evreninin şekillenmesinde kilit bir rol oynamıştır. Mektuplaşmalarıyla bilinen bu dostluk, Türk edebiyatının en samimi yazışmalarını içeren 'Ziya'ya Mektuplar' eserini bizlere miras bırakmıştır. Tarancı, şiirde sadeliği ve içtenliği her zaman ön planda tutmuş, sembolizmin ve Fransız şiirinin etkilerini Türkçenin en duru haliyle harmanlamıştır.
Onu geniş kitlelere tanıtan ve edebiyat tarihimize altın harflerle kazınan eseri hiç şüphesiz 'Otuz Beş Yaş' şiiridir. 'Yaş otuz beş! yolun yarısı eder / Dante gibi ortasındayız ömrün' dizeleriyle başlayan bu eser, insanın zaman karşısındaki acziyetini, aynalarla olan sancılı ilişkisini ve kaçınılmaz son olan ölümle yüzleşmesini muazzam bir estetikle anlatır. 1946 yılında düzenlenen bir şiir yarışmasında birincilik kazanan bu yapıt, sadece bir şiir değil, aynı zamanda her insanın hayatının bir noktasında kendine sorduğu varoluşsal soruların bir özeti niteliğindedir. Tarancı’ya göre ölüm, hayatın bir parçasıdır ancak bu gerçek, yaşamanın ne kadar kıymetli olduğu gerçeğini değiştirmez.
Cahit Sıtkı’nın şiir anlayışında 'Saf Şiir' (Öz Şiir) geleneğinin izleri belirgindir. O, şiiri bir biçim sanatı olarak görürken, dilin musikisini her şeyin üstünde tutmuştur. Kelimelerini seçerken bir kuyumcu titizliğiyle çalışmış, her dizesinde okuyucunun ruhuna dokunmayı hedeflemiştir. 'Desem ki' şiirindeki o eşsiz romantizm, 'Memleket İsterim'deki toplumsal ve insancıl özlem, onun kaleminin ne kadar çok yönlü olduğunu kanıtlar niteliktedir. O, sadece bireysel acıların şairi değil, aynı zamanda barış dolu, herkesin mutlu olduğu bir dünyanın hayalini kuran umut dolu bir adamdır.
Sadece şairliğiyle değil, çevirmen kimliğiyle de edebiyatımıza büyük katkılar sağlamıştır. Fransız edebiyatının önemli isimlerinden yaptığı çevirilerle, Batı edebiyatı ile Türk edebiyatı arasında köprüler kurmuştur. Ancak onun kalbi her zaman Türkçe için çarpmış, halkın anlayacağı ama sanatsal değerinden hiçbir şey kaybetmeyen bir şiir dili oluşturmuştur. Ne yazık ki, sağlığı genç yaşta bozulmuş ve 1956 yılında, henüz 46 yaşındayken Viyana’da aramızdan ayrılmıştır. Ancak geride bıraktığı şiirler, onun her daim genç kalmasını sağlamıştır.
Bugün Cahit Sıtkı Tarancı’yı anarken, onun bize öğrettiği en önemli şeyi hatırlayalım: Zaman hızla geçiyor olsa da, bir dizede veya bir hatırada sonsuzluğu bulmak mümkündür. 'Haydi Abbas, vakit tamam' diyen o içli ses, hâlâ kulaklarımızda yankılanmaya devam ediyor. İyi ki doğdun, Türk şiirinin hüzünlü ve zarif şairi.
Yaklaşan tekrarlar
- 4 Ekim 2027 Pazartesi 15:00
- 4 Ekim 2028 Çarşamba 15:00
- 4 Ekim 2029 Perşembe 15:00
- 4 Ekim 2030 Cuma 15:00
- 4 Ekim 2031 Cumartesi 15:00